İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.117.244 ▲ %0,83
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Teknoloji

Çağrı Mert Bakırcı ile söyleşi (2): "Yapay zekânın, insandan üstün zekâya erişeceğini düşünüyorum"

Evrim Ağacı'nın kurucusu Çağrı Mert Bakırcı, yapay zekânın insan zekâsının ötesine geçeceğini düşündüğünü belirtti. Çağrı Mert Bakırcı ile söyleşi (2): "Yapay zekânın, insandan üstün zekâya erişeceğini düşünüyorum" Medyascope

İSTANBUL (Medyascope) – Evrim Ağacı'nın kurucusu Çağrı Mert Bakırcı, yapay zekânın bilimsel keşfi ve uzmanlığı nasıl değiştirebileceğini, teknolojinin yarattığı güç yoğunlaşmasını ve Evrim Ağacı'nın geleceğini Medyascope'a anlattı.

Çağrı Mert Bakırcı ile söyleşimizin ilk bölümünde sosyal medyanın kamusal alana etkisini, entelektüel otoritenin dönüşümünü ve popülizmi konuşmuştuk. İkinci bölümde odağımız yapay zekâ. Çağrı Mert Bakırcı, bilimsel keşifte insanın nasıl bir rol üstleneceğine dair öngörülerini paylaşırken uzmanlığın neden önemini koruyabileceğini de anlatıyor. Yapay zekânın sunduğu imkânlarla birkaç kuruluşta toplanabilecek gücü birlikte değerlendirirken Evrim Ağacı'nın bu geleceğe nasıl hazırlandığını anlattı.

Yapay zekâ bilimsel keşifte güçlü bir araç olarak mı kalacak, yoksa keşfin asli öznesine mi dönüşecek? Bu süreçte insan araştırmayı yöneten ve sonuçları doğrulayan taraf mı olacak, yoksa ikincil bir aktöre mi dönüşecek?

Açıkçası bu soruya net bir cevap vermek mümkün değil. Çünkü cevabı belirleyecek şey, yapay zekânın daha ne kadar ölçeklenebileceği… Eğer yapay zekâ araştırmaları bugün, yarın, 50 yıl sonra akademik veya regülasyonlarla ilişkili bir duvara toslarsa bu teknoloji sadece bir araç olarak kalabilir. Ancak ben, yapay zekânın insana benzer ve insandan üstün bir zekâya erişeceğini düşünüyorum. Çünkü insan zekâsı tamamen biyolojik (dolayısıyla fiziksel ve kimyasal) süreçlerle evrimleşti. Bildiğimiz kadarıyla doğaüstü hiçbir tarafı yok. Eğer bu doğruysa benzer bir bilincin silisyum çipler üzerinde yaratılmasının, hatta şimdilik silisyum çipe dayalı yapay zekâların sonradan biyolojik yapay zekâlar yaratmasının önünde hiçbir engel göremiyorum.

Asıl mesele şu: Göremediğimiz bir engel var mı, yok mu? Varsa belki de yapay zekâ bir seviyenin ötesine geçemeyecek ve o durumda aşırı gelişmiş bir hesap makinesinden ibaret kalacak. Yoksa, kesinlikle ve tartışmasız bir şekilde insandan kat kat üstün bir bilince evrimleşeceğini garanti edebilirim. Çünkü henüz konuşulmayan bir gerçek var. Yapay zekâlara evrimleşme yeteneğini vermedik. Şu ana kadar geliştirdiğimiz sistemlerin tamamı beynin belli özelliklerini makinelerde taklit etme yoluyla ortaya çıktı. Bu sistemlere bir de biyolojinin en temel yasası olan evrimi verdiğimizde (ve bunu verimli bir şekilde yapabildiğimizde) neler olacağını hayal bile edemiyorum. Ancak öyle bir noktaya ulaşabilirsek "Bilim yapacak mıyız?" falan gibi sorular çok anlamsız kalacak çünkü insana herhangi bir şekilde gerek olup olmayacağı sorusu asıl önemli soru olacak.

O kadar uç bir senaryoya gitmek istemezseniz benim bu konudaki beklentim, önümüzdeki dönemde birçok alanda araştırmanın giderek insanın ve otonom sistemlerin bir arada yürüttüğü bir faaliyete dönüşmesi. Daha bir süre insanın soruyu soran ve süreci yöneten konumda kalacağını düşünüyorum. Ama sonsuza kadar değil. Çünkü iyi sorular sormak veya araştırma stratejisi geliştirmek de makinelerin geliştirebileceği beceriler. Daha şimdiden bugünün "dandik" yapay zekâlarıyla bile bunu görüyoruz.

Bence o çılgın geleceğe ulaşana kadar önemini koruyacak sorulardan biri, sonuçları bağımsız olarak sınayabilme ve araştırmanın yönünü tartışabilme kapasitemizi koruyup koruyamayacağımız. Çünkü belli bir bulguyu ileri süren insan değil de yapay zekâ olsa bile, onun güvenilir bilgiye dönüşebilmesi için yine kanıtlarla sınanması gerekecek. Ama yapay zekânın ürettiği sonuçları anlayamayacağımız bir noktaya gelirsek onu sınayabilecek miyiz? Bu tür sorular yakın geleceğimizi meşgul edecek. Bunlara kimse şu anda kesin bir cevap veremez. Alan evrimleştikçe biz de adapte olmak zorunda kalacağız.

"İnsanın iyi bir hayatı, saygıyı ve güvenliği hak etmesi, yapay zekâdan daha iyi performans göstermesine bağlı olamaz"

Yapay zekâ bilgi üretimini giderek daha hızlı, ucuz ve erişilebilir hâle getirirken, insanı öne çıkaracak unsur tam tersine özgünlük olabilir mi? Herkesin benzer araçlara erişebildiği bir dünyada değer daha fazla bilgi üretmekten çok, farklı sorular sorabilmekte, beklenmedik bağlantılar kurabilmekte, sezgi geliştirmekte ve özgün bir düşünsel perspektif ortaya koyabilmekte mi toplanacak?

Özgün soruların ve güçlü bir muhakemenin değerinin artacağını düşünüyorum. Fakat "Yapay zekâ sıradan işleri yapar, yaratıcılık insana kalır" diye rahat bir sınır çizemeyiz. Birbirinden uzak görünen fikirleri ilişkilendirmek, farklı seçenekler üretmek veya beklenmedik bir çözüm önermek de yapay zekânın katkı verebileceği, hatta direkt yapabileceği işler bundan artık eminiz. İnsan için güvenli bir alan tanımlamak istiyorsak bunu makinelerin asla yapamayacağını umduğumuz tek bir beceriye bağlamak bana riskli geliyor.

Bir de daha fazla metin üretilmesiyle daha fazla bilgi üretilmesini ayırmak gerekiyor. Bir konuda bin açıklama yazabilmek, o açıklamaların hangisinin doğru olduğunu veya hangisinin yeni bir şey söylediğini belirlemeyi sağlamıyor. Üretim kolaylaştıkça değerlendirme daha önemli hâle gelecek. İyi bir soruyu tanımak, cevaptaki açığı görmek ve güzel görünen bir fikrin hangi koşullarda işe yaramayacağını sezmek de çoğu zaman ciddi bir alan bilgisi gerektiriyor.

Bu nedenle uzmanlığın değersizleşeceğini düşünmüyorum. Aynı yapay zekâya erişen iki kişiden biri önüne gelen ilk yanıtı kabul ederken diğeri yanlış varsayımı fark edip araştırmayı başka bir yöne taşıyabilir. Aralarındaki fark, yalnızca daha iyi komut yazmak olmayacaktır. Konuyla ne kadar uğraştıkları, dünyadan hangi deneyimleri getirdikleri ve sonucun sorumluluğunu ne ölçüde üstlendikleri de belirleyici olacaktır.

Eğitim açısından burada gerçek bir gerilim görüyorum. Yapay zekâ, bir öğrencinin kendi başına ulaşamayacağı açıklamalara ve geri bildirime erişmesini sağlayabilir. Fakat sistem öğrenciye sürekli hazır sonuç verirse, ileride o sonuçları değerlendirebilmek için ihtiyaç duyacağı becerilerin gelişmesini de zorlaştırabilir. Bu yüzden eğitimin, kişinin hangi işleri destek alarak yapabildiğiyle hangi düşünme becerilerini kendisinin geliştirmesi gerektiğini birlikte ele alması gerekiyor.

Yalnız insanın değerini bu rekabetin sonucuna bağlamak istemem. Hepimiz her alanda özgün, yaratıcı ve üretken olmak zorunda değiliz. Bir insanın iyi bir hayatı, saygıyı ve güvenliği hak etmesi, yapay zekâdan daha iyi performans göstermesine bağlı olamaz. Bence geleceğin en önemli felsefi sınavlarından biri, üretim kapasitemiz büyürken insan değerini yalnızca ekonomik katkıyla ölçme alışkanlığımızı aşıp aşamayacağımız olacak.

Yapay zekâ bir yandan bilgiye, üretim araçlarına ve yüksek düzeyde bilişsel kapasitelere erişimi genişleterek dünyayı daha demokratik hâle getirme potansiyeli taşıyor, diğer yandan ise veri, hesaplama gücü ve gelişmiş modellerin giderek az sayıda şirketin ya da devletin elinde toplanması, tarihte benzeri görülmemiş bir güç yoğunlaşması yaratabilir. Sizce yapay zekâ çağının baskın yönü hangisi olacak? AI gücü daha geniş kesimlere mi dağıtacak, yoksa bilgiyi ve karar alma kapasitesini birkaç merkezde toplayarak daha merkezi ve otoriter bir dünya mı yaratacak?

Ben bu iki eğilimin birbirini dışlayan eğilimler olduğu kanaatinde değilim. İkisinin aynı anda güçlenebileceğini düşünüyorum. Küçük bir ekip, daha önce büyük bir kurumun kaynaklarını gerektiren bazı işleri yapabilecek hâle gelirken o ekibin kullandığı modellerin ve altyapının kontrolü birkaç kuruluşta toplanabilir. Kullanıcı düzeyinde güçlenmekle sistemin kuralları üzerinde söz sahibi olmak birbirinden ayrı şeyler. Geçenlerde yapay zekâ ile yapılmış bir videoda duydum: "Olay, Hollywood'un kurguculara ihtiyacının kalmamasında değil kurgucuların Hollywood'a ihtiyacının kalmamasında" diyordu. Bu, düşünülmeye değer bir argüman.

Bir de şu var: İnsanların elindeki kaynaklar kadar, o kaynaklarla gerçekte nasıl bir hayat yaşayabildiğine ve hangi seçeneklere sahip olduğuna bakmamız gerek. Dolayısıyla bir uygulamayı herkesin indirebilmesini yeterli bir demokratikleşme ölçütü saymıyorum. Onu kendi dilinizde kullanabiliyor musunuz, çıktısını değerlendirebiliyor musunuz, verilerinizi koruyabiliyor musunuz ve size zarar veren bir karara itiraz edebiliyor musunuz? Gerçek imkân, bu koşullarla birlikte oluşuyor.

Güç yoğunlaşmasının bir de gündemi belirleme tarafı var. Araştırmacıların hangi soruları çalışabildiği, küçük şirketlerin hangi hizmetleri sunabildiği veya vatandaşların hangi bilgiye ulaşabildiği birkaç sistemin izinlerine ve fiyatlarına bağlı hâle gelirse erişim genişlese bile bağımlılık artabilir. İnsanlar daha çok iş yapabilir ama hangi işlerin yapılabildiğine karar verme gücü daralabilir.

Bu gidişatın tek bir çözümü olduğunu sanmıyorum. Üniversitelerin ve kamusal araştırma kurumlarının hesaplama kaynaklarına erişmesi, farklı sağlayıcılar arasında geçişin mümkün olması, bağımsız denetim ve insanların verileri üzerinde söz sahibi olması birlikte düşünülmeli. Videolarımda anlattığım açık modeller önemli bir imkân sağlayabilir ancak onları çalıştıracak donanımı ve değerlendirecek bilgisi olmayan biri için açıklık tek başına yeterli olmaz. Üstelik kamu altyapısı da hesap verebilir biçimde kurulmadığında baskıcı bir gücün bir diğer aparatına dönüşebilir.

Benim tercih ettiğim gelecek, bu teknolojilerin insanlara daha fazla hareket alanı sağladığı bir gelecek. Bir öğretmenin öğrencisine daha iyi destek verebilmesi, küçük bir araştırma grubunun daha önce bütçesini aşan bir projeyi yürütebilmesi ve vatandaşın kendisini etkileyen kararlara itiraz edebilmesi bu açıdan somut ölçütler. Yapay zekânın üretkenliği artırması mümkün fakat bundan doğan kazancın daha fazla boş zamana, güvenceye ve toplumsal refaha dönüşmesi ayrıca siyasi ve kurumsal tercihler gerektiriyor. Teknolojik ilerleme bu paylaşımı bizim yerimize kendiliğinden yapmayacak.

"Hayatta kalan ne en güçlü olandır ne de en zeki olan; en iyi adapte olabilendir"

Evrim Ağacı bugün yalnızca bilimsel içerik üreten bir yayın platformu olmanın ötesinde, Türkiye'de bilimsel düşünceyi, eleştirel aklı ve merak kültürünü besleyen önemli bir kamusal alan da oluşturmuş durumda. Siz Evrim Ağacı'nın geleceğini nasıl tahayyül ediyorsunuz? Önümüzdeki yıllarda bu yapının yalnızca daha büyük bir bilim platformuna değil, Türkiye'nin düşünme ve bilgiyle ilişki kurma biçimini dönüştüren daha geniş bir kültürel kuruma evrilmesini hedefliyor musunuz?

Röportaj boyunca konuştuklarımız, bizim Evrim Ağacı'nda her gün, tekrar tekrar tartıştığımız ve kafa yorduğumuz şeyler. Dolayısıyla buraya kadarki sorularda verdiğim cevapları alt alta toplarsanız, Evrim Ağacı'nın geleceği için de ne gördüğümü az çok çıkarabilirsiniz.

Senaryolardan biri, Evrim Ağacı'nın sergilediği faaliyetlerden hiçbirine gerek kalmaması, çünkü yapay zekânın hepsini bizim yapabileceğimizden kat kat iyi yapacak bir noktaya gelmesi… O durumda bu alanda bir iş yapmaya devam edebilir miyiz, açıkçası bilmiyoruz. Dürüst olmak gerekirse biz kendi yeteneklerimizi çeşitlendirerek o tür bir geleceğe de hazırlık yapıyoruz. Çünkü er ya da geç öyle bir geleceğin geleceğini düşünüyorum.

Ama o gelecek gelene kadar da şartlara en iyi şekilde adapte olmaya çalışıyoruz. İnsanlara onları nasıl bir geleceğin beklediğini ve buna nasıl hazırlanabileceklerini göstermeye çalışıyoruz. Yapay zekânın domine ettiği bir gelecekte bile düşünmek bence her zaman kıymetli olacak. Dolayısıyla insanlara sağlıklı düşünmenin yollarını öğretmeye çalışıyoruz. Ama dediğim gibi, yapay zekâ bunu da benden iyi yapabilirse o zaman bana gerek kalmayacak. Bu bir gerçek.

Geleceği net olarak kestiremediğimiz için, o meşhur sözü takip ederek, o geleceği yaratanlardan olmaya çalışıyoruz. Bunun da en önemli basamağı, yapay zekâyı bir düşman olarak görmeyi bırakıp onu süreçlere dahil etmek ve değişime adapte olmak. Darwin söylememiş olsa da hep ona atfedildiği üzere: "Hayatta kalan ne en güçlü olandır ne de en zeki olan. En iyi adapte olabilendir, hayatta kalan."

Biz sorgulayan, merak eden, düşünen, rasyonel, objektif, geniş perspektifli bir insanlık yaratmak istiyoruz. O yönde de çalışmaya devam ediyoruz. Yapay zekâ bu uğurda bize güç katarsa, kolaylık sağlarsa ne ala. Bizi tamamen ekarte edene kadar bu yolda çabalamaya devam edeceğiz. 2010'dan beri yaptığımız üzere: Elimizden geleni ardımıza koymayacağız.

Kaynak: Medyascope

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…