İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.123.653 ▲ %0,95
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Gündem

Che Guevara'nın kızı Aleida Küba'nın savunmasında...

Türkiye solunun her daim dayanışmada olduğu Küba'ya ABD emperyalizminin başlattığı alçakça saldırıya karşı uluslararası mücadele

ABD Başkanı Trump'ın, diğer Latin Amerika ülkeleri gibi Küba'yı da çeşitli tehditler ve baskılar uygulayarak Yankee emperyalizminin bendesi haline getirme girişimlerine karşı Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde ve Türkiye'de Küba halkıyla dayanışma etkinlikleri düzenleniyor.

Bu etkinliklerde en dikkati çeken isim ise, Küba devriminin efsanevi liderlerinden Ernesto Che Guevara'nın 66 yaşındaki kızı Doktor Aleida Guevara...

Ernesto Che Guevara ile ikinci eşi Aleida March'ın dört çocuğunun en büyüğü olan Aleida Havana'daki William Soler Çocuk Hastanesi'nde çocuk doktoru olarak çalışmakla birlikte Angola, Brezilya ve Nikaragua'da da doktorluk yapmıştır.

Babası Küba'dan ayrılıp Kongo'da bir devrim başlatmak için yola çıktığında henüz dört buçuk yaşında olan ve onun Bolivya'da alçakça öldürülmesinin acısını yaklaşık yedi yaşında yaşayan Aleida, mesleki çalışmalarının yanı sıra, insan haklarının korunması ve gelişmekte olan ülkelerin borçlarının silinmesi için uluslararası planda sürekli mücadele vermektedir.

Aleida, iki hafta önce Brüksel'de, Avrupa Parlamentosu Sol Grubu'nun "Küba tehdit değildir, tehdit ablukadır" sloganıyla gerçekleştirdiği, Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, hukukçular, araştırmacılar ve Avrupa'nın dört bir yanından gelen aktivistlerin katıldığı konferansta Trump yönetiminin Küba halkını ekonomik ve siyasi açıdan boğma girişimine karşı mücadele çağrısı yaptı.

Küba ile dayanışma amacıyla Türkiye'de de José Martí Küba Dostluk Derneği, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ve sol partiler de çeşitli etkinlikler düzenlenmiş bulunuyor.

Belçika'nın Heusden-Zolder kentinde de, 10 Ekim Cumartesi günü, Limbourg Alevi Kültür Merkezi tarafından, Küba Büyükelçiliği'nden Jorge Cano'nun ve Şili'li müzisyen César Guzman'ın da yer aldığı bir dayanışma etkinliği gerçekleştirildi.

Gecede, çeşitli afiş ve belgelerle birlikte 60'lı yıllarda Küba Devrimi üzerine Ant Dergisi'nde yayınlamış olduğumuz yazı ve röportajlar da sergilendi.

Örgütleyicilerin istemi üzerine ben de geceye Küba Devrimi'nin 50, 60 ve 70'lerde Türkiye'de ve sürgünde yansımaları ve etkileri üzerine ekteki mesajı gönderdim:

Türkiye devrimci hareketi Küba ile her daim dayanışmada oldu

Gazeteciliğe 74 yıl önce İzmir'in tek muhalif gazetesi Sabah Postası'nda başlamıştım. Türkiye'de Demokrat Parti iktidarının devlet terörünü yoğunlaştırdığı 50'li yıllarda, muhalif gazeteci ve sendikacı olarak beni yakından ilgilendiren ve de yüreklendiren dış olayların başta gelenlerinden biri Küba'daki devrimci mücadelenin yükselişiydi.

Türkiye'de büyük komünist tutuklamalarının yapıldığı, Kore'ye 4500 kişilik bir tugay gönderildiği, Nazım Hikmet'in Türk vatandaşlığından atıldığı ve NATO'nun güney doğu karargahının İzmir'e yerleştiği o karanlık dönemde Fidel Castro liderliğindeki gerilla grubunun 26 Temmuz 1953 tarihinde Moncada Kışlası'na saldırısı, başarısızlıkla ve büyük kayıpla sonuçlansa da, ABD emperyalizmine karşı olan biz gençlerde büyük heyecan yaratmıştı.

Fidel Castro, Ernesto Che Guevara ve yoldaşlarının başını çektiği gerillanın yeniden örgütlenerek 1 Ocak 1959 tarihinde Havana'ya girişini ve iktidara el koymasını İzmir'de çalışmakta olduğum gazetede büyük bir coşkuyla yansıtmıştım.

Küba devriminin üzerinden iki yıl geçmişti ki, iki haberle sarsıldık: Kongo ulusal kurtuluşunun lideri Patrice Lumumba, 1961'in 17 Ocak günü, Belçika yöneticilerinin de suç ortağı olduğu bir CIA komplosuyla katledilmiş, üç ay sonra da ABD emperyalizminin Küba'ya Domuzlar Körfezi saldırısı başlamıştı.

Ancak Küba halkının yiğitçe direnerek bu saldırıyı 17 Nisan 1961'de hezimete uğratması emperyalizme büyük bir darbe olduğu gibi bizlerin de mücadele kararlılığımızı pekiştirmişti.

Verdiğim sendikal mücadele nedeniyle İzmir'deki tüm gazete patronları tarafından işsizliğe mahkum edilince göçmen işçi olarak hayatımı kazanmak üzere 1962 yılında İngiltere'ye gittiğimde Türkiye'de erişilmesi mümkün olmayan birçok temel eserler gibi, Küba devrimi üzerine çeşitli yayınları okumam ufkumu daha da açmıştı.

Aynı yıl Türkiye İşçi Partisi'nin Mehmet Ali Aybar liderliğinde Türkiye çapında örgütlenmeye başlaması üzerine ülkeye derhal dönüş yaparak partinin önce Izmir'de, 1963'ten itibaren de İstanbul'daki genel merkezinde sorumluluklar üstlendim. Parti toplantılarında konuştuğumuz dış siyasetle ilgili konuların başında Küba devriminin gelişmi ve karşı karşı kaldığı sorunlar geliyordu.

Domuzlar Körfezi çıkartmasından sonra Küba ABD emperyalizminin muhtemel yeni tehditlerine karşı Sovyetler Birliği ile güvenlik anlaşmaları yapmak zorunda kalmıştı. ABD'nin gerektiğinde Sovyetler Birliği'ni vurmak üzere Türkiye'ye Jüpiter füzeleri yerleştirmesine karşılık, Sovyetler Birliği'nin de Küba'ya orta menzilli nükleer füzeler yerleştirmesi üzerine 14-27 Ekim 1962 tarihlerinde uluslararası planda büyük bir büyük bir kriz patlak vermiş, füzelerin adadan geri çekilmesinden sonra da Küba'yı politik ve ekonomik planlarda iyice izole etme çabaları adamakıllı yoğunlaşmıştı. Parti toplantılarında en çok konuşulan konulardan biri de Küba ile dayanışma sağlanmasıydı.

1964'ten itibaren de genel yayın yönetmenliğini üstlenerek iki yıl boyunca solun günlük sesi haline getirdiğim Akşam Gazetesi'nde dünyadaki devrimci hareketlerle ilgili haber ve yorumlara geniş yer veriyorduk. Bittabi Viet Nam gibi, Küba da işlediğimiz konuların başında geliyordu.

1966 yazında kapitalist çevrelerin ve hükümetin baskıları sonucu ben de, İnci de Akşam Gazetesi'nden uzaklaştırıldıktan sonra, yaptığımız başlıca işlerden biri Wright Mills'in Küba Devrimi üzerine Dinle Yankee isimli kitabını Türkçe'ye çevirmek olmuştu.

1967 başından itibaren yayınlamaya başladığımız sosyalist Ant Dergisi'nin dış politika sayfalarında da en geniş yer verdiğimiz konulardan biri ABD emperyalizmine karşı Vietnam direnişi, diğeri de Küba devrimin gelişimi ve onun diğer Latin Amerika ülkelerindeki etkinliği olacaktı.

Ernesto Che Guevara'nın Bolivya'da alçakça katledilmesinden sonra Ant'ın 24 Ekim 1967 tarihli sayısını "İhtilalci Che Nasıl Öldürüldü?" kapağıyla ve bu konuda ayrıntılı bir yazıyla yayınlamıştık.

Türkiye'de devrimci kuruluşların organize ettiği "NATO'ya Hayır" kampanyası bağlamında yayınladığımız 2 Nisan 1968 tarihli Ant Dergisi'nde bir süre önce Bolivya'da katledilmiş olan Ernesto Che Guevara üzerine bir yazı dizisi, ek olarak da bir Che posteri yer alıyordu.

Kimseye boyun eğmediği, süper güçlerin ezilen üç kıta halklarının sorunları karşısındaki ilgisizliğini eleştirdiği için Che, Çin tarafından olduğu gibi Sovyetler Birliği tarafından da maceraperestlikle suçlanıyordu.

Sol dergi olduğumuz için bizi sık sık ziyaret eden Sovyet basın ataşeleri ve gazetecileri de, yayınlarımızda Che'ye geniş yer verdiğimiz için bize mesafeli davranmaya başlamışlardı.

Hiç unutmuyorum, bir gün dergiyi hazırlarken Sovyet basın ataşelerinden Popof çıkageldi. Kendisi 2. Dünya Savaşı'nda albay olarak büyük kahramanlıklar göstermiş inançlı bir komünistti. İyi bir satranç oyuncusuydu, Sovyetler Birliği'nin Che konusundaki olumsuz tavrına rağmen ilişkilerimiz son derece dostcaydı. Moskova'ya tayini çıktığı için vedalaşmaya gelmişti.

Uzun uzun sohbet ettikten sonra hüzünlü bir şekilde vedalaştık. Odadan çıkıp merdivenlerden inmeye başlamıştı ki bir anlık tereddütten sonra geri döndü, benim büromun arkasındaki duvara doğru ilerledi. Duvarda Ant ilavesi olarak verdiğimiz Che posteri asılıydı. Onu göstererek "Resmen kim ne derse desin, ben Che'nin büyük bir insan, büyük bir devrimci olduğunu biliyorum, kendisine büyük saygım ve sevgim var. O gerçek bir komünistti" dedi. Gözleri dolu doluydu. Beni sıkı sıkıya kucakladıktan sonra ekledi: "Bunu bilmeni istedim. Haydi yoldaş, tekrar elveda…"

1968 yılında, derginin yanı sıra, Yaşar Kemal ve eşi Tilda Kemal ile birlikte Ant kitaplarını yayınına başladığımızda, ilk yayınladığımız iki kitaptan biri Emile Burns'ün "Marksizmin Temel Kitabı", diğeri de Ernesto Che Guevara'nın "Savaş Anıları" idi. Ardından ABD'deki siyahların direnişini anlatan Stokley Carmichael'ın "Siyah İktidar" adlı kitabını ve Che Guevara'nın Bolivya'daki mücadelesini anlatan "Gerilla Günlüğü"nü yayınladık.

Yıllarca önce İnci ile birlikte işsizken çevirmiş olduğumuz Küba Devrimi üzerine Wright Mills'in Dinle Yankee adlı kitabı da Haziran 1969'da Ant Yayınları tarafından yayınlandı. Kitapta aynı zamanda Fidel Castro'nun yıllarca önce yargılanırken mahkemede yaptığı "Tarih Beni Beraat ettirecektir" adlı tarihi savunması da yer alıyordu.

Ekim 1970'de yayınladığımız bir önemli kitap da, Hans Magnus Enzensberger'in Havana Duruşması idi… Kitabı yayınlamamızdan bir süre sonra, Genco Erkal'ın yönettiği Dostlar Tiyatrosu Havana Duruşması'nı İstanbul'da sahneye koydu. Bir gün kitabın çevirmeni Sezer Duru büyük heyecanla telefon etti: "Müthiş bir haberim var. Havana Duruşması'nın yargıçlarından Gregorio Ortega Türkiye'de. Kendisini Dostlar Tiyatrosu'ndaki arkadaşlarla da tanıştırdım. Hattâ bir temsil sırasında bizzat sahneye çıkarak kendi rolünü oynayacak. Ama sizinle de tanışmasını istiyorum."

Ortega seyahati sırasında Granma Gazetesi ve diğer Küba yayınları için röportajlar yapıyordu. Ant'ı ziyareti sırasında bizimle Türkiye'deki devrimci mücadelenin perspektifleri ve sorunları üzerine uzun uzun görüştü, notlar aldı. Küba'yla ilgili birçok yayın yapmıştık, ama ilk kez, hem de devrimi gerçekleştiren ve karşı-devrimcileri yargılayan kişilerden biriyle karşı karşıya gelmek son derece heyecanlandırıcıydı.

O günlerde dış politika yazarımız Hüseyin Baş, Paris'e yaptığı bir seyahatten dönüşünde birçok kitapla birlikte Che üzerine İspanyolca iki parça içeren 45'lik bir plak getirmişti. Plağın bir tarafında ünlü gerillacıya övgü dolu bir ağıt vardı: Hasta Siempre Comandante. Bu ağıtın Türkçe'ye çevirisini de Ant'ın sürekli yazarlarından sevgili dostumuz Can Yücel yaptı.

12 Mart 1971 darbesinden sonra hakkımızda açılmış yüzlerce yıl hapis istenen davalardan ve askeriyenin sürekli tehditlerinden dolayı mücadeleyi sürgünde sürdürmek üzere Türkiye'den illegal olarak ayrıldığımızda, özellikle Paris'te dünyanın dört bir yanından gelmiş devrimcilerden olduğu gibi Kübalı dostlarımızdan da büyük destek gördük.

Örneğin Paris'te yaşamakta olan Küba'nın en büyük ressamlarından Wifredo Lam, Tupamaros'un efsanevi lideri Raoul Sendic'in kardeşi Uruguaylı sendikacı Alberto Sendic ve Küba haber ajansı Prensa Latina'nin Fransa'daki temsilcisi Ornaldo Val…

Wifredo Lam'ın, sahte pasaportla ve zor koşullar altında mücadele verdiğimiz Paris'te de, daha sonra legale çıktığımız 1973 yılında İtalya'nın Albisola kentinde de bizleri ağırlayarak uluslararası ilişkiler kurmamıza büyük destek sağlamış olmasını hiç unutmuyoruz.

Sürgünde kurucuları arasında bulunduğumuz Demokratik Direniş Hareketi adına Türkiye'deki faşizan baskı ve işkenceler konusunda verdiğim bilgiler üzerine Ornaldo Val'ın yazısı Küba Tricontinental Dergisi'nin Kasım 1971 tarihli sayısında "Türkiye: Militaristlerin Günü" başlığı altında yayınlandı.

Sürgünümüzün ilk yıllarında Türkiye'nin yanı sıra Avrupa'da üç ülke daha, Portekiz, İspanya ve Yunanistan, faşist diktatörlük altındaydı. Bu ülkelerin siyasal sürgün örgütleriyle sürekli dayanışma ve güç birliği içindeydik. Faşist dikta altındaki ülkelere 1973 yılında Şili de eklendi.

Oysa darbeden iki yıl önce, 1971 yılında Şili'ye uzun bir dostluk ve dayanışma ziyareti yapan Küba lideri Fidel Castro, Allende'ye, orduya asla güvenmemesi ve doğrudan halkı silahlandırması tavsiyesinde bulunmuştu.

Ne yazık ki, bu uyarı dikkate alınmamıştı, Şili'li subaylar, tıpkı Türk subayları gibi, Panama Kanal bölgesideki ABD askeri okullarında kontr-gerilla eğitimi görmeye devam ediyordu. Bu askeri okullarda eğitim gören Şili subayların sayısı 1969'da 107 iken 1972'de 197'ye çıkmıştı. Aynı dönemde Şili'ye ABD silah ve askeri donanım satışı da 1,6 Milyon Dolar'dan 14 Milyon Dolar'a yükselmişti.

Türkiye'de kontrgerillacı olduğu bilindiği halde müstakbel 12 Eylül darbesi lideri Orgeneral Kenan Evren'in 7 Mart 1978'de Başbakan Bülent Ecevit tarafından genelkurmay başkanlığına getirilmiş olması gibi, Şili'deki 1973 darbesinin başını çeken General Pinochet de, Amerikancı ve faşizan yapısı bilindiği halde, 23 Ağustos 1973'te, yani darbeden 20 gün önce Allende tarafından Şili Ordusu başkomutanlığına getirilmişti.

Şili darbesi, Küba lideri Fidel Castro'nun, 1953'te Batista mahkemesi tarafından yargılanırken yaptığı "Tarih beni beraat ettirecektir" başlıklı savunmada söylediği gibi, tarihsel haklılığını bir kez daha doğrulamıştı.

Bugün Küba ABD emperyalizminin ve onun uşaklarının tehdidi altında... Aleida Guevara Avrupa Parlamentosu'ndaki konuşmasında, bu tehditlere rağmen Küba'nın kendi sisteminden asla vazgeçmeyeceğini vurgulayarak krizin çözümünün "sosyalizmi terketmek" değil, "sosyalizmi mükemmelleştirmek" olduğunu vurguladı.

Dahası, dünyanın tüm ezilen halklarıyla dayanışma çağrısı yaptıktan sonra konuşmasını Küba'nın ulusal kahramanı ve şairi José Marti'nin bir şiiri üzerine bestelenmiş Rosa Blanca (Beyaz Gül) adlı halk şarkısını Avrupa Parlamentosu kürsüsünden yüksek sesle söyleyerek bitirdi.

İnci de, ben de, Türkiye'deki mücadele yıllarımızda eserlerini yayınlamak onurunu taşıdığımız Fidel Castro ve Ernesto Che Guvera'yı saygıyla anıyor, Belçika'daki sürgün dostlarımızı Heusden-Zolder'de düzenledikleri Küba ile dayanışma gecesi için kutluyoruz.

Kaynak: Artigercek

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…